|
Gel, seni genç ihtiyar ellerinde taşısın: Sevinçten ağlıyoruz gözümüzün yaşısın! Kara günlerimizde bize can yoldaşısın, Sen dünyalar durdukça bu milletin başısın!
Yeniden şan ver bize! Yeniden can ver bize, Sensin Reisicumhur, bu şeref yeter bize! Görün ey nur bakışlım, yüzünü göster bize, Gel, seni genç ihtiyar ellerinde taşısın!
Sen sağken gönlümüzün ufku değil bulutlu, Sana da kutlu olsun bu gün bize de kutlu! Halka böyle saadet, böyle talih ne mutlu! Sevinçten ağlıyoruz gözümüzün yaşısın.
Yüzümüzü ağartan sensin dünyada asıl, Dudaklarda geziyor menkıben fasıl fasıl, Millet seni göğsünden nasıl bırakır nasıl: Kara günlerimizde bize can yoldaşısın!
Gönlümüz gamlı değil kalbimiz küskün değil, Bu düğün yer yüzünde görülmüş düğün değil. Ey yüceler yücesi! Dün değil, bugün değil, Sen dünyalar durdukça bu milletin başısın.
Bir yanda: Bir büyük, ıssız harabe Bir kanlı tabutta yere gömülü; Yüzlerce yıkılmış mukaddes kubbe Bir siyah kefenle, külle örtülü.
Burda: Yüz memleket, bir vatan yanık; Dolaşan gölgeler harabe kızı; Bin siyah kovuktan damlayan ışık Kanayan yaralar gibi kırmızı.
Bir parça ötede, öbür yanda da: Sofralar kurulmuş büyük salonlar! Hepsinde naralar, zil sesleri var!...
Burda da her çatı Allahsızların Tüyleri ürperten bir günah yeri; Gözyaşlı âşıklar mazlum kızların Elleri bağlanmış seyircileri.
Bunların önünde: padişah hain; Kuranâ münafık, vükela alçak; Hepsi de bir gece zevk etmek için Vatanı bir avuç pula satacak.
Hepsi de bir devlet gurup ederken Bir mehtap seyrine çıkmışlar gibi; Bir millet ölüme doğru giderken Birinin ürperme duymuyor kalbi!...
Gördük ki: "Teb"lere kazılan mezar Bu bedbaht yurdu da çekip alacak; Bunlardan kalan bir hatıra kadar Bunun da bir acı yâdı kalacak.
Bu, senin ruhunda şimşekler çakan Bulutlar gibi bir isyan yarattı; Gözünden bir mavi alevle akan Yaşları kıvılcım gibi parlattı.
Kalbinde, bir ölüm gömleği giyen Vatanı kurtarmak aşkını buldun; Adını çağıran, "Gel kurtar!" diyen Mustarip ruhların müncisi oldun? Millete haykırdın, dedin: (Neredesin? Kimlerin elinde bak senin yurdun? Hani o dünyaya haykıran sesin? Niçin ses, soluk yok? Ölümlü oldu?
Ecdadın mezardan dirilse bugün Hicapla alnını taşıyan Türk'ün Kahraman milleti bu mu?"diyecek?
Hayır, ey milletim! Bu zelil hayat, Bu zincir, bu zulüm Türk için değil; Bu alın yazısı,bu mukadderât, Bu isyan, bu ölüm Türk için değil.
Bu sözü bana bir peygamber dese Ben onu recm için taşa tutardım; O benden bir esir kalbi istese Bu kalbi göğsümden söküp atarım.
Ben bunu kimsen duymak istemem, Anamdan dinlesem:"Yalancı!" derim; Esrarlı göklerde yazılı görsem , Allah'tan işitsem inkâr ederim.
Zira sen kösteksiz arslanlar gibi Yurdunda hür gezmek için doğasın; Dünyayı dolaşan bir rüzgar gibi Asırlar harbini yapan ırktansın
Bak, senin geçtiğin. Fatihler yolu! Üç kıta üstünde ayak izin var; Beşerin tarihini ününle dolu; Kırk asrın dilinde senin sesin var.
Ben seni mehib dağlara sordum; Adını duyunca hep titrediler, Yüzlerce gün görmüş diyara sordum: "O buradan zaferle geçti!" dediler.
İhtiyar tarihten öğrendim ki ben, Bu kuvvet önünde diz çökmemişsin, Yarandan akacak kan yerine sen Gözünden zilletle yaş dökmemişsin.
Düşün ki, şu dönen arza: "Dur! "diyen, Mülkünde güneşler batmayan kimdi? Dünyayı bir vatan yapmak isteyen, Devrâna hükmeden kahraman kimdi?
Kimdi ki Fırat'ın dalgalarından, Su içen atını Tuna'ya sürdü? Sesini Viyana sahralarından, Nil'lerin önüne kadar götürdü?
Kimdi ki kırılmış silahlarıyla Cihan gir ırklara:"Aman!" dedirtti? Olemp'i, Forum'u ilahlarıyla, Yüzlerce tâkıyla dize getirdi?
Kimdi ki ün almış yirmi fatihin Tahtları üstüne devletler kurdu? Bir yeni devir açan yeni tarihin Kapısı önünde şerefle durdu?
Bir zaman yüzlerce milyon insana Efendi olan ırk sen değil miydin? Binlerce seneler bütün cihana Şöhreti dolan ırk sen değil miydin?
Bir zaman yine sen değil miydin ki Şu arzın en âdil bir ırkı oldun? Fazilet aşkını kılıçlardaki Alevden daha çok kuvvetli buldun?
Tarihinin yolundan al sancağını Dünyaya meşale gibi gösterdin! Şefkatle ördüğün gönül bağını Esire bir zincir yerine verdin!
Kapında ağlayan mazlumlar için Hakları bir ekmek gibi dağıttın! Adalet isteyen her diyar için Kanını göl suyu gibi akıttın !
Zamanın o mağrur Şarlken'ine Fransa için bir zünnâr kuşattın! İsmine sığınan Cermen kavmine Halâskâr olan bir eli uzattın!
Adını çağıran Hindistan'lara Ummanlar üstünden: "Burdayım!" dedin! Gırnata önünden haykıranlara Kanatlı kuş olup uçmak istedin !...
Madem ki böyledir, neden bugün sen Tarihsiz bir millet gibi kansızsın? Her gelen fatihi gamsız seyreden Bir eski piramit gibi cansızsın?
Lâyık mı bu kılıç, mızrak kullanan Bilekler zincire bağlı görülsün? Giydiği gömleği demir zırh olan Bir yiğit ırk için kefen örülürsün?...
Kim der ki dünyayı sulayan kanın Bilekler zincire bağlı görülsün? Giydiği gömleği demir zırh olan Bir yiğit ırk için kefen örülsün?...
Kim der ki dünyayı sulayan kanın Yine o eski Türk kanı değildir? Yüzlerce çenekler taşıyan alnın Bir esir kafası gibi eğilir? Gerek ki uykudan artık kalk, uyan! Kanından bir kılıç gibi çık, sıyrıl! Kefeni bir bayrak gibi aç, kullan! Zinciri silah yap, ortaya atıl!
Şu mücrim dünyanın önüne dikil! Kırpılmaz gözlerle korku, dehşet ver! Kalbinden merhamet denen aczi sil! Dünyaya Asyalı çehreni göster Bugün de hak için , hürriyet için Bu asrın bir yeni Hun askeri ol! Beklenen ilahi adalet için Irkının bir yeni askeri ol!
Bir yeni Atilla türküsü çağır! Bugünkü Sezar'lar için harp iste! "Roma'yı yak!" diyen sesle haykır! "Esiri kurtaran barbar benim!" de!
Üstünde Allahsız insanlar gezen Şu arzı zâlimin kanıyla yıka! Başında ihtiras havası esen Harisin ağzına kül, çamur tıka!
Onları dünyadan yok et, kaldır ki Elleri ateşle, kanla kırmızı! Hepsi de o eski zamanlardaki Hürriyet katili, vatan hırsızı.
Hepsi de gururun zafer atına O beyaz başları çiğnettirenler! Tama'ın o katil istibdadına Hür olan insanı râm ettirenler!...)
Senin bu gökleri dolduran sayhan Kartallar haykıran sırtları aştı; Kafkaslar üstünde buzları kıran Kasırga rüzgarı gibi dolaştı.
O zincir sesleri gelen yerlerden İlahi sesine toplanan ordu: "Ya ölüm, Yahut hak!" diye and içen Bir iki hürriyet askeri oldu.
Akını önünde mağrur Avrupa Sar'alar içinde geri çekildi; Korkudan çehresi solan bir dünya Gök yere yıkılmış gibi ezildi.
Mazlumun gözünün yaşları kadar Zâlimin kanları sel olup aktı; Bu hırsı, gururu sürüyen kanlar Dünyaya bir tufan izi bıraktı!...
İnönü, Sakarya ve Dumlupınar... Bunlarla mağrur ol, sen ey zafer!... Ölümün yonttuğu bu yalçın taşlar Tarihe dikilmiş tunç âbideler!.
Şu Metristepe'den yükselen kubbe Şerefin, namusun bir siperdir; Şu Duatepe'si, şu Kocatepe Bir büyük türbenin bekçileridir:
Bu aziz toprakta yurt için ölen , Hürriyet yolunda can verenler var.
Ben seni burada bir dağın üstünden Güneşin doğduğu bir yerden gördüm; Sevinçle ağlayan halkın önünden İzmir'e Bursa'ya girerken gördüm.
Sen buradan yoluna bakan yerlere Saçları dalgalı atını sürdün; Kızları ağlayan kırk esir şehre Hürriyet götürdün, necat götürdün!..
Sana da binlerce altın meşale Göklerin kehkeşan yolunu açtık; Geçtiğin yerlere kurbanlar lâle; Gözü yaşlı bakireler inciler saçtı.
Bak, senin ırkına sunduğun zafer Yaşlıyı genç etmiş, çirkini güzel; Bak, burada görünen bütün çehreler Şerefle yükselmiş birer tunç heykel.
Bak, burada alınlar yukarı kalkık, Ormanda ağaçlar kadar sayısız; Çarptığı duyulan bağırlar açık; Bir türkü söylüyor: Burada her ağız.
Bu, zincir altında kurtulan halkın Hürriyet aşkıyla haykırmasıdır; Önünde, kuvveti râm eden halkın Harisi titreten bir sayhasıdır!...
Bu sesin geldiği yere göklerden, Güneşin yolundan kartallar iner; Bu sesi en ıssız en uzak yerden Saçları dalgalı arslanlar dinler.
Fâniler içinde mesudum ki ben Ölmeden bu sesten bir ilham aldım; Elimi; dilimi kurtlar yemeden Ben onu sazımda söyleyip çaldım .
Binlerce şan sana, şerefler sana, En büyük Münci ki hırsı devirdin; Esirler gömleği giyen vatana Bir atlas bayrağı hilat giydirdin.
Irkının diktiği asırlık çınar Bir iki rüyanın ağacı oldu; Gölgesi altında kemerli kızlar, Üç telli saz çalan âşıklar doldu.
Uçurum önünde koca dünyayı Avuçla tutarak kurtaran sensin; Mirası bölünen şu Türkiye'yi Tabuttan çıkaran kahraman sensin.
Peygamber Muhammed gibi senin de Kalbinde halk için bir acı vardı; Dünyaya yıldırım atan elinde Allah'ın intikam kılıcı vardı.
Bu âdil silâhı İskender, Sezar Hiçbir gün bir yerde kullanamadı; Bu vahşi kurtların mezara kadar Asrın da en büyük bir insanısın.
Şu arzın o aziz evladısın ki Sesinde dünyanın dâvâları var; Her esir toprağın üzerindeki Mazlumlar seninle bir gurur duyar.
Bak, senin açtığın alevden bayrak Yaşayan dünyanın bir meş'alidir; Dört ufku kızartan bu yeni şafak Erguvan renklerin en güzelidir.
Bunun her damlası bir fenerdir ki Kırmızı ziyâsı bütün beşerin; Dikenli yollarda bir Ülker'dir ki Kanayan ayakla yürüyenlerin.
Bu doğan yıldızı menfâlarından Paryalar, fellâhlar selâmlıyorlar; İrlanda, Zengibar adalarından Beyazlar, siyahlar selâmlıyorlar!...
YUSUF ZİYA ORTAÇ
Benzer içerik:
Bu kategoride yeni eklenen yazılar:
Bu kategoride önceki yazılar:
|